İçeriğe geç

lambanın ışık akısı nedir ?

Lambanın Işık Akısı Nedir? Bazen İnsan En Çok Loş Bir Odada Kendini Hatırlıyor

Kayseri’de kış akşamları erken iner. Özellikle aralık ayında hava daha saat beş olmadan kararınca insanın içine de bir ağırlık çöküyor. Ben bunu yıllardır hissediyorum. Belki biraz fazla duygusal olduğum için, belki de her şeyi fazla düşündüğüm için. Ama ne zaman odamın sarı ışığını açsam, içimde bir şeyler sakinleşiyor.

Geçen sene tam böyle bir akşamda, çalışma masamın üstündeki eski lambaya uzun uzun bakmıştım. Işığı eskisi kadar güçlü değildi. Defterime yazı yazarken kelimeler bulanık görünüyordu. Sonra internette dolaşırken karşıma bir soru çıktı: “Lambanın ışık akısı nedir?”

Normalde teknik konulara çok ilgim yoktur ama o gece nedense bu soruya takıldım. Belki insan bazen kendi karanlığını anlamak için ışığı araştırıyordur.

Bir Lambanın Işığı Neden İnsanı Ağlatır?

Odam küçüktür benim. Duvarları açık gri, perdeleri koyu mavi. Akşam olunca dışarıdaki ayaz camın üstüne ince bir buğu bırakır. Ben de çayımı alıp masama otururum. Günlük yazmak yıllardır alışkanlığım. İçime attığım ne varsa sayfalara dökerim.

O gece lambanın ışığı gerçekten çok zayıftı. Kalemimin gölgesi bile defterin üstüne düşüyordu. Annem mutfaktan seslenmişti:

“Yeni ampul alalım artık, gözlerin bozulacak.”

Ama mesele göz değildi. O ışığın azalması bana başka şeyleri hatırlatıyordu.

Bazı insanların hayatımızdan sessizce eksilmesini.

Bazı umutların zamanla sönmesini.

Bazı duyguların yavaş yavaş loşlaşmasını.

Sonra öğrendim ki lambanın ışık akısı, bir ampulün yaydığı toplam ışık miktarıymış. Birimi lümenmiş. Yani bir lambanın ne kadar güçlü aydınlattığını belirleyen şey.

Ama o an bunu okuyunca aklımdan sadece şu geçti:

“İnsanların da ışık akısı var mı acaba?”

Babamın Sessizliği ve Sarı Işık

Babam çok konuşan biri değildir. Özellikle son birkaç yıldır. Eskiden akşamları televizyonun sesini açar, haberleri izlerken sürekli yorum yapardı. Şimdi çoğu zaman sessizce oturuyor.

Bir akşam elektrikler gitmişti. Hepimiz salonda oturuyorduk. Telefon ışıkları yetmiyordu. Sonra babam depodan eski bir kamp lambası getirdi. O küçücük ışık salonu aydınlatınca annem gülümsedi.

İnsan bazen karanlıkta en küçük ışığa bile minnet duyuyor.

O gece babam bana dönüp:

“Eskiden elektrikler daha çok kesilirdi,” dedi.

Sonra sustu.

O sessizlikte garip bir hüzün vardı. Sanki yıllardır konuşulmayan şeyler tavanda asılı kalmıştı.

Lambanın ışık akısı nedir diye araştırırken aslında kendi evimizin ışığını düşünmeye başlamıştım. Çünkü bazı evlerde ampuller güçlüdür ama insanlar mutsuzdur. Bazı evlerdeyse ışık azdır ama huzur vardır.

Kayseri’nin Soğuk Sokaklarında Yürürken

Bir gece yürüyüşe çıktım. Hava çok soğuktu. Kayseri’nin ayazı insanın yüzünü keser gerçekten. Cumhuriyet Meydanı’ndan aşağı doğru yürürken bazı sokak lambalarının yanmadığını fark ettim.

Karanlık sokakları oldum olası sevmem.

Çocukken de korkardım.

Ama büyüyünce korkular değişmiyor, sadece isim değiştiriyorlar.

Şimdi karanlıktan değil, yalnız hissetmekten korkuyorum galiba.

Bir kafenin önünde durdum. Camdan içeri baktım. Sarı ışık altında oturan insanlar vardı. Bir çift gülüyordu. Bir çocuk annesine sarılmıştı. Bir adam bilgisayarına bakıyordu.

Dışarıda üşürken içerideki o sıcak ışığı görmek insanın canını acıtıyor bazen.

Çünkü insan ait olmak istiyor.

Bir yere.

Birine.

Bir ana.

Lambanın Işık Akısı Nedir ve Neden Bu Kadar Önemlidir?

Teknik olarak anlatmak gerekirse lambanın ışık akısı, bir ışık kaynağının yaydığı toplam görünür ışık miktarıdır. Bu değer lümen ile ölçülür. Yani bir ampulün ne kadar aydınlatacağını anlamak için watt değerinden çok ışık akısına bakılır.

Eskiden sadece watt konuşulurdu. Ama aslında önemli olan lambanın ne kadar enerji harcadığı değil, ne kadar ışık verdiği.

Mesela düşük wattlı LED ampuller yüksek ışık akısı sağlayabiliyor.

Ama ben bu bilgileri okurken sürekli başka şeyler düşünüyordum.

İnsan da öyle değil mi?

Bazıları çok konuşuyor ama içini hiç aydınlatmıyor.

Bazılarıysa sessizce hayatına dokunuyor.

Eski Günlüklerimi Bulduğum Gece

Geçen ay dolabı toplarken eski günlüklerimi buldum. Üniversite yıllarından kalmış. Sayfaları karıştırırken bir yerde şunu yazmışım:

“Bir gün her şey yoluna girecek hissini kaybetmekten korkuyorum.”

Okuyunca boğazım düğümlendi.

Çünkü insan büyüdükçe umut daha sessiz bir şeye dönüşüyor.

Eskiden her şey çok hızlı düzelecek sanıyordum. Şimdi bazı yaraların tamamen geçmediğini biliyorum.

O gece yine masamdaki lambayı açtım. Işığı hâlâ zayıftı. Ama nedense o loşluk beni sakinleştirdi.

Belki insan her zaman parlak ışık istemiyor.

Bazen hafif karanlık daha dürüst geliyor.

Bir Ampul Almak İçin Çarşıya Gittiğim Gün

Ertesi gün yeni bir ampul almak için çarşıya gittim. Küçük bir elektrikçiye girdim. Dükkânın sahibi yaşlı bir amcaydı.

“Nasıl bir ampul istiyorsun?” diye sordu.

Ben de:

“Odamı sıcak gösterecek bir şey olsun,” dedim.

Adam gülümsedi.

“Beyaz ışık insanı yoruyor,” dedi. “Sarı ışık ev hissi verir.”

Ne kadar doğruydu.

Bazı ışıklar gerçekten insana yuva hissi veriyor.

Ampullerin kutularına bakarken lümen değerlerini inceledim. İlk kez “lambanın ışık akısı nedir?” sorusunun gerçek hayattaki karşılığını hissediyordum.

Çünkü mesele sadece görmek değildi.

Hissetmekti.

İnsan Bazen Bir Odayı Değil, Kendini Aydınlatmak İstiyor

Yeni ampulü taktığım gece odam bambaşka göründü. Duvarların rengi değişmiş gibiydi. Masam daha sıcak görünüyordu. Defterimin üstündeki gölgeler kaybolmuştu.

Ama en garibi şuydu:

İçimde de küçük bir şey değişmişti.

Uzun zamandır ilk kez içimi bu kadar ağır hissetmiyordum.

Belki kulağa saçma geliyor ama bazen küçücük şeyler insanı hayata bağlıyor.

Bir lambanın ışığı.

Sıcak bir çay.

Eski bir şarkı.

Tanıdık bir ses.

O gece günlük defterime uzun uzun yazı yazdım. Şunu fark ettim:

Ben aslında uzun zamandır yorgundum.

Sürekli güçlü görünmeye çalışmaktan.

Sürekli her şeyi kafamda büyütmekten.

Sürekli “iyi olacağım” demekten.

Hayatın En Sessiz Anları

Kayseri’de gece olunca şehir sessizleşiyor. Özellikle kışın. Pencereden dışarı baktığımda uzakta birkaç apartman ışığı görüyorum.

Bazen düşünüyorum.

Her pencerenin arkasında başka bir hayat var.

Başka bir hikâye.

Başka bir yalnızlık.

Belki birisi ağlıyor.

Belki biri yeni bir başlangıç yapıyor.

Belki biri sadece uyuyamıyordur.

Ve bütün bu hayatlar küçük ışıkların altında yaşanıyor.

Bu yüzden artık “lambanın ışık akısı nedir?” sorusunu duyunca sadece teknik bir cevap düşünmüyorum.

Bir odanın sıcaklığını düşünüyorum.

İnsanın içine yayılan huzuru düşünüyorum.

Karanlık bir gecede eve dönme hissini düşünüyorum.

Bazı Işıklar İnsanların İçinde Yanıyor

Hayat hâlâ mükemmel değil.

Bazen yine sebepsiz yere moralim bozuluyor.

Bazen gece üçte uyanıp tavana bakıyorum.

Bazen geçmişe fazla takılıyorum.

Ama artık şunu biliyorum:

İnsan tamamen karanlıkta kalmıyor.

Bir yerden mutlaka küçük bir ışık sızıyor.

Belki bir dosttan.

Belki annesinin sesinden.

Belki eski bir fotoğraftan.

Belki de çalışma masasındaki küçük bir lambadan.

Şimdi her akşam o lambayı açınca içimde aynı düşünce beliriyor:

Bir şey tamamen sönmediyse, umut hâlâ vardır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
https://betci.co/vdcasinovdcasino güncel girişbetexper.xyztulipbet girişTürkçe Forum