Kaltakl Ne Demek Argo? Dile Sinmiş Şiddetin Adını Koyalım
Bu yazıyı, “tartışalım” diyerek ve açıkça taraf olarak yazıyorum: Cinsiyetçi argo, eğlence değil; kültürel bir şiddet biçimi. “Kaltakl” diye duyduğunuz ifade, yaygın kullanımıyla “kaltak”ın bozulmuş hâli; kadınları hedef alan, insanı kategorilere ayırıp aşağılayan bir dil parçası. Peki bu kelime neden hâlâ aramızda dolaşıyor ve neden bazılarını güldürürken bazılarını yaralıyor? Gelin, bu kelimenin gölgesinde kalan hikâyeyi birlikte açalım.
Argo Bir Sözcüğün Anatomisi: Küfür mü, Kültür mü?
“Kaltakl” söylenişi, yazılışı farklılaşmış bir türev; çekirdeğinde “kaltak” var. Anlam düzeyinde, özellikle kadınlara yönelen aşağılayıcı bir damga. Bu damga, tek bir anın öfkesiyle sınırlı kalmıyor; kalıcı bir etiket haline geliyor. Etiketin gücü nereden geliyor?
Bir: Güç ilişkilerinden. Dili elinde tutan, gündemi de şekillendiriyor.
İki: Normalleşmeden. Tekrarlanan her söz, bir noktadan sonra “mizah” ya da “argo özgürlüğü” diye meşrulaştırılıyor.
Üç: Anonimlikten. İnternette kimlikler bulanıklaştıkça, sorumluluk duygusu da buharlaşıyor.
Bu noktada asıl soruyu soralım: Bir kelimenin “argo” olması, onun masum olduğu anlamına gelir mi? Yoksa argo, duygularımızı rahatlatırken vicdanımızı körelten bir uyuşturucu mudur?
“Sadece Kelime” Savunusunun Zayıf Halkaları
“Ne var canım, sadece kelime!” cümlesi, kulağa özgürlükçü gelebilir. Fakat dil, sadece ifade aracı değildir; düşünceyi kurar, kimlikleri konumlandırır. “Kaltakl/kaltak” gibi ifadeler:
Hedef aldığı kişiyi tek boyuta indirger; karmaşık bir insanı bir hakarete sıkıştırır.
Toplumsal algıda bir kalıp üretir; kadın karşıtı önyargıyı yeniden üretir.
Mizah kılığıyla yayılır; gülüşler, yarayı gizler.
Peki, “özgürce konuşma” hakkı, başkasının varoluşunu küçültme hakkını gerçekten kapsar mı? İfade özgürlüğü, sorumluluk duygusundan tamamen azade olabilir mi?
Kırılma Noktası: Güç, Alay ve Suskunluk
Cinsiyetçi argo, en çok üç yerde güç bulur:
1. Kalabalık: Grup içi espri, bireyin itirazını “hassaslık” diye damgalar.
2. Gündeliklik: Sürekli tekrar, kelimeyi hayatın arka plan müziğine çevirir.
3. Cepten Kaçış: “Niye büyütüyorsun?” diyerek sorunu küçümseyen refleks, tartışmayı başlamadan bitirir.
İşte bu üçlü, “kaltakl” gibi ifadeleri bir tür toplumsal fast food’a dönüştürür: Hızlı tüketilir, kolay hazmedilir, ama besin değeri yoktur—üstelik sağlıksızdır. Sormamız gereken: Kolay olana teslim olurken, zor ama doğru olana sırt mı dönüyoruz?
Eleştirel Mercek: Eşitlik İddiası Olan Toplumda Eşitsiz Dil
Eşitlikten söz eden bir toplum, dildeki eşitsizliği görmezden gelemez. “Kaltakl” gibi sözcükler:
Kalıtsal bir bakışı devam ettirir: Kadını arzu, kıskançlık ya da ahlak polisliği üçgenine hapseder.
İlişkisel güvensizlik üretir: İletişimi zehirleyen bir ironi olarak araya sızar.
Kamusal söylemi zedeler: Tartışmayı fikirden kişiliğe indirger, düşünceyi değersizleştirir.
O halde şunu tartışalım: Argo sözlüklerimizi “özgürlük alanı” diye savunurken, bir yandan da özgürlüğün hedefi olan insanlara zarar veriyor olabilir miyiz? “Söylenebilir” olan ile “söylenmesi gereken” arasında etik bir fark yok mu?
Provokatif Sorular: Dili Kim Yönetiyor?
Argo özgürlük müdür, yoksa güç gösterisi mi?
Mizahın yan etkisi olduğunda, hâlâ masum kalır mı?
Bir kelime, bir topluluğu yıllarca “yerinde tutmak” için kullanılan bir mandal olabilir mi?
Kelime dağarcığımızı genişletmek yerine, neden aynı hakareti farklı yazımlarla kopyalıyoruz?
Bugün sustuğumuz bir ifade, yarın normal sandığımız bir adaletsizliğe dönüşür mü?
Çıkar Yol: Sert Gerçek, Yumuşak Diller
Çözüm, yasaklarla değil, bilinçle başlar.
Adını koyalım: “Kaltakl/kaltak” cinsiyetçi ve aşağılayıcıdır.
Yerine koymayalım: Eşdeğer bir hakaret aramak yerine, sorunu ifade edecek yeni, yapıcı kelimeler bulalım.
İlişkiyi onaralım: Tartışmada fikri eleştirip kişiyi hedef almayan bir üslup benimseyelim.
Alan açalım: İtiraz edenleri “abartan” diye susturmak yerine, neden rahatsız olduklarını dinleyelim.
Son söz: Argo, zekâyı sivriltmek için değil, çoğu kez acıyı gizlemek için kullanılıyor. Cesaret edelim; acının üstünü hakaretle örtmek yerine, konuşarak iyileştirelim. Şimdi tartışma sırası sende: Bu kelimeyi duyduğunda gerçekten gülüyor musun, yoksa içinden bir yer sessizce sızlıyor mu?